Gelir Dağılımı ve Yoksulluk İlişkisi


Çağımızın en önemli ekonomik gerçeği en tepedekiler ve diğer herkes arasındaki gelir eşitsizliğinin giderek artması. Hepimiz biliyoruz ki eşitsizlik bölücü ve sosyal olarak aşınıdırıcı bir olgudur. Eşitsizliğin farkı günümüz dünyasında meydana gelmiş bir olgu değildir. Fransız Devrimi öncesinden beri var olan bir durumdur. Değişen şey eşitsizliğin kanıtlanabilir durum haline gelmesidir. Toplumları, benzer toplumları karşılaştırabiliriz ve eşitsizliğin yaptıklarını görebiliriz.

Gelir eşitsizliği sorunu, özünde iktisadi bir sorun olmakla birlikte sosyal ve siyasal bir kısım sorunların da kaynağını oluşturur. Gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde, düşük kültür ve eğitim düzeyi, geniş halk kitlelerinin yetersiz beslenmesi, sağlık standartlarının düşük olması ile karşılaşılır. Bu ülkelerde gelir seviyesi düşük olanlar yoksulluk ve sefalet içinde yaşarken, yüksek gelir elde edenler gelişmiş ülkelerin tüketim kalıplarını taklit etmekte birbirleri ile yarışırlar. Yüksek gelirli gruplar arasında gösteriş tüketiminin yaygın olması kalkınma çabalarını olumsuz etkileyen bir faktör olarak ortaya çıkar. Gelir eşitsizliği arttıkça hırsızlık, gasp, kapkaç olayları artar. Böyle bir toplumda sosyal barışı sağlamak oldukça güçtür.

Gelir dağılımı eşitliğini ölçmek için kullanılan araçlardan en çok kullanılanı Gini katsayısıdır. Eğer gelir dağılımı tam anlamıyla eşitse, yani bütün değerler mutlak eşitlik çizgisi üzerindeyse o zaman Gini katsayısı sıfır çıkacak demektir. Sıfır ile bir arasında değişen katsayı, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliğinin, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin arttığını söyler. Peki bu eşitsizlikleri ortaya çıkaran nedenler neler? Devletler kamu finansmanını sağlamak ve gelir dağılımını yeniden paylaştırmak adına vergi toplamaktadır. Ve bu vergiler dolaylı ve dolaysız vergiler olmak üzere ikiye ayrılır. Dolaylı vergiler yapılan harcamalar üzerinden alınan vergiler iken, dolaysız vergiler doğrudan bireyin serveti ve kazancı üzerinden alınır. Devletlerin topladığı dolaylı ve dolaysız vergilerin yüzdesel oranı gelir eşitsizliğinin artmasındaki en önemli etkenlerden biridir. Gelişmekte olan ülkelerde örneğin Türkiye'de toplam vergilerin %33 ü dolaysız vergiler iken %67si dolaylı vergilerdir. Aynı durum Almanya'da  vergi hasılatının %60'ını dolaysız vergiler oluştururken %40'ını dolaylı vergiler oluşturmuktadır. Yani gelişmekte olan ülkeler halktan harcama odaklı vergiler toplarken fakirle zengin ayrımı yapmıyor, ve nispi olarak fakirden daha fazla vergi topluyor. İktisadi olarak biliyoruz ki birey geliri arttıkça tasarruf yapacak ama fakirin tasarruf yapma imkanı yok ya da kısıtlıdır. Gelişmekte olan ülke devletleri  verginin ektrafiskal boyutunu göz ardı ederek ve hatta geliri yeniden adil dağıtımını sağlamak yerine adaletsizliğin önünü açmaktadır. Bu da gelişmekte olan ülkelerdeki kurumsal yapıların aksak, yanlış ve başarısız yönetimini kanıtlamaktadır. Ugandalı Gazeteci  Andrew  Mwenda, Afrika'ya yeni bir bakış getirmek konulu sunumunda Afrika Kıtası'na 1960 ila 2013 yılları arasında 600 milyar dolarlık yardım aldığını ve hala Afrika'daki ülkelerin aç olduğunu söylemiş ve sözlerine yardımların verimli şekilde büyüye bileceği alanlara yatırmanın önemini vurgulamıştır. Gerekli alt yapı oluşturulmadan sadece dışarıdan gıda, sağlık, eğitim alanlarında yardım sağlanması ne Afrika ülkelerindeki ne de diğer gelişmekte olan ülkelerdeki gelir adaletsizliğini, yozlaşmışlığı ve yoksulluğu ortadan kaldırmayacaktır. Hatta yoksulluğun ve adaletsizliğin giderek tırmanmasına neden olacaktır. Yardım alarak zenginleşme sadece bir hayaldir, hayal olmasa heralde dilenciler en zengin insanlar arasına girerlerdi. Adaletsizliği ve yoksulluğu yenmek adına hem ülke içi gelirler hem dış finansmanlar gelişmekte olan ülkelere fırsatlar yaratmaktadır. Bu fırsatı kullanıp avantaja dönüştürme yeteneği ülkenin iç kapasitesine bağlıdır.  Adrew Mwenda'ya göre Afrika bir çok fırsat yakalamıştır fakat pek çoğundan fazlaca yararlanılmadığını düşünmektedir. Bunu nedenini ise dış bağlantılardan faydalanmayı sağlayacak bunu mümkün kılacak dahili kurumsal ve politik kurumlardan yoksun olmayı göstermektedir.

Gelir dağılımının adaletsiz olduğu ülkeler yüksek büyüme hızlarına rağmen, gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorununda çok önemli iyileşmelerin ortaya çıkmaması, bu sorunların piyasa mekanizması çerçevesinde büyüme ile kendiliğinden çözülemeyeceği gerçeğini açıkça ortaya koymuştur. Dünyada gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorununun varlığını sürdürmesinin temelinde; devletlerin etkin bir şekilde bu sorunları çözmeye yönelik sosyal politikalar uygulamaktan kaçınması yatmaktadır. Vergi sistemlerinin mevcut yapısı, gelir eşitsizliği ve yoksulluğu artırıcı niteliktedir. Vergi sisteminde gelirin yeniden dağıtılmasına yönelik düzenlemelere ağırlık verilmesi ve yoksul kesimlere yapılan transferlere etkinlik kazandırılması, küresel kriz ortamında sorunun daha da büyümesini engelleyecektir. Eğitimde fırsat eşitliği sağlamaya yönelik uygulamalara ağırlık verilmesi, sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve kalitesinin artırılması, sendikal hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların kaldırılması uzun dönemde gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorununun çözümüne katkı yapacak başlıca önlemlerdir.

 

Alperen Taşar
Verdiğine İyi Bak Ekip Üyesi

  • #
  • #